zamanı kazanmak veya kaybetmek
4-18-2008 · Kategori: zamani kazanmak veya kaybetmek
Zamanı İyi Kullanmak
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı ögretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalısan öğrencilerine: "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş.
Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış,dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerlestirmiş. Kavanozda taş parçalari için yer kalmayınca sormus: "Kavanoz doldu mu?" Sınıftakı herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş.
"Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler.
Yeniden sormus öğrencilerine: "Kavanoz doldu mu?" İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler, "hayır, tam da dolmuş sayılmaz", demişler. "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındakı bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden: "Kavanoz doldu mu?" "Hayır dolmadı", diye bağırmış öğrenciler.
Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. Sormuş: "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?" Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış: "şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."
"Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asıl ders şu:
Eğer, büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız, daha sonra asla koyamazsınız."
Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:
"Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri? Onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?
Hepimiz bir koşturmaca içindeyiz. Hiç birimizin vakti yok. Hoşlanmadıklarımızdan vazgeçtim, hoşlandıklarımızdan bahsederken bile hep vakitsizlikten yakınıyoruz. Oysaki zaman doğanın tüm insanlara eşit sunduğu bir olgudur.
“Çok yapmak istiyorum ama vaktim yok.” Hep bu cümleyi kuruyoruz. Oysaki bunların hepsi kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil. Size bunun doğru olmadığını anlatmak istiyorum.
Uzun yıllardır bana ev işlerinde yardımcı olan bir kadın var. Kadın derken sakın onu küçümsediğimi zannetmeyin. Bütün ev hanımlarının tabirini kullandım. Aralarında şöyle bahsederler; “Yarın ben sana gelemem çünkü benim kadınım var.” Hep bu muhabbet vardır ev hanımlarında. Oysaki benim kadınım kendinden şöyle bahsediyor; “Ben bir hizmetçiyim. ” Evet bana gelen kadın bunu söylüyor. Bir keresinde evde temizlik yaparken camları sildikten sonra geri döndü camı tekrar silmeye başladı. Sanırım elindeki su cama sıçramıştı. Ben de “Aman Sevgi boşver o kadar olsun.” dedim. Şöyle bir cevap geldi, “Aaaa Tülay Hanım lütfen arkamdan kariyerime laf söyletmem” :)
İşine bakış açısı inanılmaz profesyonel. Şöyle ifade ediyor kendini: “Bakın ben bir hizmetçiyim ama onurumla çalışıyorum. Paraya ihtiyacım olduğuna göre çalışmak zorundayım. Siz benim velinimetimsiniz. Siz ne zaman gel derseniz gelirim. Asla bugün yorgunum, bugün müsait değilim gibi mazeretlerim olamaz. İhtiyacınız olduğunda yanınızda olmalıyım.” diyor. Gerçekten daha bir gün gelemem demedi. Tabii ki bir başka yerde çalışmıyorsa. Gece bile gel desem geliyor.
Şimdi en baştaki başlığa gelelim. Bu ben hizmetçiyim diyen kadının bir özelliği de kitap okumak. Birlikte çalışmaya başladığımız ilk yıllardaydı ki bir gün bana bir kitap hediye etti. “Tülay hanım ben bu kitabı okudum çok beğendim size de hediye aldım.” dediğinde çok şaşırmıştım. Çünkü elindeki kitap Konfüçyus’a ait bir kitaptı. Artık her gelişinde kitaplardan konuşmaya başladık tabii.
Ama geçen hafta beni yine şaşırttı. Yoğun bir şekilde temizlik yaparken birden bire; “Tülay Hanım size bir kitap tavsiye edebilir miyim?” dedi. “Aaaa tabii ki” dedim. “Bu günlerde harika bir kitap okuyorum. Adı Tanrılar Okulu. Okumalısınız mutlaka.” İnanamadım. Ben kitabı 15 gün önce aldım. 10 sayfa okudum. Bu günlerde yoğun olduğumdan devam edemedim. O ise kitabı bitirmek üzereymiş.
Düşünebiliyor musunuz yeni çıkan bir kitabı takip ediyor ve okuyor. Üstelik bu kadın gündüzleri bir işyerinin çaycılığını yapıyor. Akşamları bazı müşterilerine temizliğe gidiyor. Ayrıca evli ve 2 çocuğu var. Yani eve gidiyor yemek ve ev işleri. Ay pardon unuttum bir de oturdukları binanın kapıcılığını yapıyor. Ve bu kadın kitap okuyor. Onu düşününce vaktim yok demeye çok utanıyorum artık. Üstelik ben de zamanı iyi değerlendirmeyi öğrenmiş biriyim. Ama daha öğrenecek çok şey var. Gün hepimiz için 24 saat. Önemli olan iyi değerlendirmek. Can Dündar da bu konuda bir yazı yazmıştı. Aşağıya yazısının bazı bölümlerini aldım.
17/12/2005 - BU YAZI;HİÇ BİR ŞEYE VAKTİM YOK DİYENLER İÇİN
"Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum ki..." Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti. Yani "kafama uçan daire düştü, hastanedeydim" deseniz daha inandırıcı olur. Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. En azından yemek yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir. Ve bu aralarda sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi?
............
Ben bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak "çok çalışıyorum"u kesinlikle kabul etmiyorum. Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve "işlerim var, ondan" diyorsanız, bunun iki anlamı vardır:
a) Ben aynı anda iki işi yapamam. Doğal olarak çalışırken araya kimseyi katamam. Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem. Hayatım allak bullaktır. Zaman nasıl değerlendirilir bilmiyorum.
b) Seninle görüşmek istemiyorum.
c) Ciddi anlamda işlerim yüzünden görüşemediğimizi sanıyorum. Bu mazerete gerçekten inanmışım. Kimi kandırıyorum ki?
(Son şıkkı kabul edecek babayiğit pek bulunmaz.) Ve hiç kimse beni birinci şıkka inandıramaz. Çünkü biriyle görüşmek isterseniz, mutlaka vakit ayırırsınız. Bu aralar üst üste birkaç kişiyle bu "çok çalışıyorum da; başka bir şeye bakamıyorum" muhabbetini yaşadım; konuya o yüzden taktım.
.............
Vakit ayırmak istersen, istediğin her şeye ve herkese vakit ayırabilirsin. Ama müsaadenizle ben bu konuyla ilgili söylenmiş ve gerçekten çok hoşuma giden sözlerden de bir demet sunmak istiyorum.
-Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir. (Anton Çehov)
-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir. (L.P.Smith)
-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür. (Arwin Edman)
-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın,hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln)
-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William Rusell)
Önceki gün ne yapmış olursanız olun, erken kalkın. Sabah kalkmalarınızı bir düzene oturtun.
Güne zinde ve olumlu duygularla başlamak için, çok ağır olmamak kaydıyla spor, aaaifli bir duş, eylenceli müzikler gibi aktiviteler geliştirin.
Gün içinde kendinize randevu verin. Bu saatleri yalnızca ve yalnızca kendinize ayırın.
Ertesi gün ne giyecekseniz, yanınıza ne almanız gerekiyorsa; akşam üşenmeyin ve yatmadan önce 15 dakikanızı ayırıp bunları hazırlayın. Uykulu ve umutsuz gözlerlegardroba bakmaktan iyidir, değil mi?
Ajanda tutmanız için illa ki bir işte çalışıyor olmanız gerekmez. Tüm gün boyunca yapacaklarınızı (toplantılarınız,arkadaş görüşmeleriniz, alışveriş, spor,yemek gibi aktiviteleriniz) ajandanıza not edin. Mümkün olduğunca notlarınıza sadık kalmaya çalışın.
Hızlı ve etkili okumak da zaman kazandırıcı bir özelliktir. Öğrenin.
Yöneticisiniz ve zamansızlıktan mı yakınıyorsunuz? ''Yetkilendirme'' sözcüğünü hiç duymadınız mı? Ayrıntılarla boğuşmayı bırakın ve çalışanlarınıza güvenmeyi öğrenin.
İdeal ve düzenli bir çalışma ortamı yaratın.
